Av. Ali TOPÇU

yunus

İşyeri Devrinde Devreden ve Devralanın İşçi Alacaklarından Sorumluluğu

İşyeri Devrinde Devreden ve Devralanın İşçi Alacaklarından Sorumluluğu İşyeri Devrinde Devreden ve Devralanın İşçi Alacaklarından Sorumluluğu Bu yazımızda, 4851 sayılı İş Kanunu çerçevesinde bir işyerinin başka bir işverene devredilmesi durumunda ücret alacakları ile kıdem-ihbar tazminatlarından sorumluluğun kime ait olacağı değerlendirilmektedir.   A) İşyerinin Devredilmesi İşçilerin Durumunu Nasıl Etkiler? İşverenlerin çeşitli sebeplerle işyerinin devrine karar vermeleri mümkündür. Bu gibi durumlarda çalışanlar hakedişleri için muhataplarını, devreden-devralan işverenler ise sorumlu tutuldukları işçilik alacaklarını bilmek istemektedirler. Bu husus 4851 sayılı İş Kanunu’nun 6. maddesinde açıklığa kavuşturulmuştur; •   İşyerinin devri halinde, devrin gerçekleştiği tarihteki mevcut iş sözleşmeleri aynen devam eder ve işyerini devralan kişiye/şirkete devrolmuş sayılır. •   Devir; devreden, devralan veya çalışan açısından haklı fesih sebebi olamaz. •   İşçinin hizmet süresiyle alakalı olan hakları ve işlemleri için, devreden işverenin yanında işe başladığı tarih esas alınır. İşyerinin devri, söz konusu işlemlerde işe başlama tarihini etkilemez. •   Devir öncesinde doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçların olması halinde, devreden ve devralan birlikte sorumludur. Ancak devredenin sorumluluğu devirden itibaren 2 yılla sınırlıdır.   B) İşverenler Arasında Sorumluluk Paylaşımı Nasıl Olacaktır? Devreden ve devralan işveren arasındaki sorumluluk açısından işçilik alacağının doğduğu zaman ve tür olarak bir ayrıma gidilmiştir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 30.11.2015 tarihli kararı dikkate alındığında aşağıdaki hususlar ön plana çıkmaktadır; •   Feshe bağlı alacaklardan olan yıllık izin ücreti ve ihbar tazminatı alacağından yeni işveren iş akdinin feshi halinde tek başına sorumlu olacaktır. •   Kıdem tazminatı alacağından her iki işveren ayrı ayrı sorumludur. Şöyle ki, kıdem tazminatı devirden önce ve sonra geçen sürenin tamamı için hesaplanacak, eski ve yeni işverenler kendi dönemleri ve kendi dönemlerindeki son ücretleri ile sorumlu olacaklardır. •   İşyerinin devredildiği tarihe kadar doğmuş ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücretlerinden her iki işveren birlikte sorumlu olacaktır. Ancak devreden işverenin sorumluluğu, devrin üzerinden 2 yıl geçmesiyle ortadan kalkar. •   Devirden sonraki döneme ilişkin ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücreti gibi işçilik alacaklarından yeni işveren tek başına sorumluluğunu devam ettirecektir.   C) SONUÇ: •   İşyerinin devri iş sözleşmesinin varlığını etkilemez. İş sözleşmeleri, işyerini devralana devrolmuş sayılır.   •   Bir işyerini devralanlar, çalışanları da kendiliğinden devralmış sayılır. Çalışanların devirden önce doğmuş olabilecek alacaklarından, devralan işveren de sorumludur. •   İşyerlerini devreden işverenler de, kendi dönemlerinde doğmuş olan işçilik alacaklarından (ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücretleri) 2 yıl boyunca sorumlu olmaya devam eder. •   Kıdem tazminatı açısından ise, işyerini devreden ve devralan kendi dönemlerine oranla sorumludur.   Av. Ali TOPÇU   Yukarıdaki metin bilgilendirme amaçlı olup, hukuki tavsiye niteliğinde değildir. 

İşyeri Devrinde Devreden ve Devralanın İşçi Alacaklarından Sorumluluğu Read More »

Savcılık Aşamasında İfade Alınırken Avukatın Bulunmasının Önemi

SAVCILIK AŞAMASINDA İFADE ALINIRKEN AVUKATIN BULUNMASININ ÖNEMİ Savcılık Aşamasında Avukat: Bir Hukuki İnceleme Ceza muhakemesinin en kritik aşamalarından biri olan soruşturma aşamasında, şüpheli veya sanık konumundaki kişinin haklarını korumak ve adil bir yargılanma süreci sağlamak için avukata danışmak ve avukatın hukuki yardımından yararlanmak büyük önem taşımaktadır. Bu makalede, Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ve ilgili mevzuatlar ışığında soruşturma aşamasında avukatın rolünü ve önemini inceleyeceğiz. Giriş Ceza muhakeme süreci, iddia makamı ve savunma makamının karşı karşıya geldiği bir mücadeleyi temsil eder. Bu mücadelede, şüpheli veya sanık konumundaki bireyin haklarını korumak ve adil bir yargılanma sürecini temin etmek avukatın görevidir. Anayasanın 36. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi uyarınca, her birey savunma hakkına sahiptir ve bu hak kapsamında avukat tutma ve hukuki yardım alma özgürlüğü de yer alır. Çelişkili Beyanlar Soruşturma aşamasında ifade alındıktan sonra kovuşturma (mahkeme) aşamasında alınan ifadelerin farklı olması elbette mahkeme tarafından sanık aleyhine değerlendirilecektir. Çünkü deliller değerlendirilirken bu çelişkinin suçtan kurtulmaya yönelik beyanlar niteliğinde olduğu düşünülmektedir.  Bu duruma ilişkin örnek bir kararda : ”Sanık …’in soruşturma aşamasında kollukta verdiği 21.11.2006 tarihli ilk ifadesinde hırsızlığa konu güneş gözlüklerini 1,5 yıl önce seyyar satıcıdan aldığını beyan ettiği, yine kollukta verdiği aynı tarihli sonraki ifadesinde çelişkili olarak güneş gözlüklerinin kendine ait olmadığını birlikte yaşadığı sanık …’in yaklaşık 2 ay önce getirerek takması için kendine verdiğini beyan ettiği, Cumhuriyet Savcılığı’nda müdafii katılımıyla alınan savunmasında sanık …’un kendini telefonla arayarak müşterek ikametlerinde yapılan aramada elde edilen güneş gözlüklerini satın aldığını söylemesini istemesi nedeniyle çelişkili ifade verdiğini beyan etmesi ve sanıkların müşterek ikametlerinde yapılan aramada çalıntı olduğu değerlendirilen çok sayıda elektronik eşya elde edilmiş olması karşısında, adı geçen sanığın yüklenen suçtan mahkumiyetine karar verilmesi gerekmektedir…” (Yargıtay 13. Ceza Dairesi 2011/14336 E., 2012/10089 K., 30.04.2012 K.T.) Dava sürecinde sanığın tutarlı ve çelişkisiz beyanlarda bulunması, hem adaletin sağlanması hem de gerçeğin ortaya çıkması için son derece önemlidir. Çelişkili beyanlar, sanığın suçluluğu veya masumiyeti hakkında belirsizlik yaratabilir, soruşturma ve kovuşturmayı zorlaştırabilir ve yanlış bir mahkumiyete yol açabilir. Bu sebeple doğru ve istikrarlı beyanlar, mahkeme kararında sanık lehine kullanılacaktır. İfade Aşamasında Müdafiin (Avukatın) Hukuki Bilgisinden Yararlanma Hakkı Ceza Muhakemesi Kanunun 147. Maddesinin İfade ve Sorgunun Tarzı Başlıklı, 147. Maddesi uyarınca; ”Madde 147 – (1) Şüphelinin veya sanığın ifadesinin alınmasında veya sorguyaçekilmesinde aşağıdaki hususlara uyulur:a) Şüpheli veya sanığın kimliği saptanır. Şüpheli veya sanık, kimliğine ilişkin sorularıdoğru olarak cevaplandırmakla yükümlüdür.b) Kendisine yüklenen suç anlatılır.c) Müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun hukukî yardımından yararlanabileceği,müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceği, kendisine bildirilir. Müdafi seçecekdurumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine barotarafından bir müdafi görevlendirilir.d) 95 inci madde hükmü saklı kalmak üzere, yakalanan kişinin yakınlarından istediğineyakalandığı derhâl bildirilir.e) Yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu söylenir.f) Şüpheden kurtulması için somut delillerin toplanmasını isteyebileceği hatırlatılır vekendisi aleyhine var olan şüphe nedenlerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ilerisürmek olanağı tanınır.g) İfade verenin veya sorguya çekilenin kişisel ve ekonomik durumu hakkında bilgi alınır.h) İfade ve sorgu işlemlerinin kaydında, teknik imkânlardan yararlanılır.i) İfade veya sorgu bir tutanağa bağlanır. Bu tutanakta aşağıda belirtilen hususlar yer alır:1. İfade alma veya sorguya çekme işleminin yapıldığı yer ve tarih.2. İfade alma veya sorguya çekme sırasında hazır bulunan kişilerin isim ve sıfatları ileifade veren veya sorguya çekilen kişinin açık kimliği.3. İfade almanın veya sorgunun yapılmasında yukarıdaki işlemlerin yerine getirilipgetirilmediği, bu işlemler yerine getirilmemiş ise nedenleri.4. Tutanak içeriğinin ifade veren veya sorguya çekilen ile hazır olan müdafi tarafındanokunduğu ve imzalarının alındığı.5. İmzadan çekinme hâlinde bunun nedenleri.” Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 147. maddesi, ifade alma ve sorgu aşamasında uyulması gereken usulleri düzenlemektedir. Bu maddeye göre, şüpheliye yüklenen suç anlatılır, susma hakkı ve avukata danışma hakkı bildirilir, müdafi seçme imkanı sunulur ve bunlar belirterek ifade veya sorgu tutanağı düzenlenir. Soruşturma Aşamasında Avukatın Rolü Kanun, şüphelinin kolluk veya savcılık makamları tarafından alınan ifadesinde müdafi (avukat) bulundurma hakkını güvence altına almaktadır. Bu hak, şüphelinin savunmasını en iyi şekilde yapmasını ve haklarının ihlal edilmemesini sağlamayı amaçlamaktadır. Müdafi, ifade sırasında şüphelinin yanında olarak şu görevleri yerine getirir: Şüpheliyi CMK’daki hakları hakkında bilgilendirir.Sorgunun hukuka uygun şekilde yapılmasını ve şüphelinin aleyhine olacak beyanlarda bulunmasını önler.Şüphelinin ifadesini dinler ve gerekli durumlarda düzeltmeler yapılmasını sağlar.Şüphelinin aleyhine toplanan delilleri inceler ve gerekirse delillerin hukuka uygunluğuna itiraz eder.Müvekkilinin haklarını korumak için gerekli tüm yasal işlemleri yapar.Müvekkili ile görüşerek suçlamaları ve delilleri değerlendirir.Müvekkilinin lehine ve aleyhine olan tüm delilleri inceler.Gerekirse bilirkişi incelemesi talep eder.Müvekkilinin serbest bırakılması veya adli kontrol tedbirlerinin kaldırılması için talepte bulunur. Sonuç Soruşturma aşaması, ceza muhakemesinin en önemli aşamalarından biridir. Bu aşamada şüpheli konumundaki kişinin haklarının korunması ve adil bir yargılanma sürecini temin edilmesi için avukata danışmak ve avukatın hukuki yardımından yararlanmak büyük önem taşımaktadır. Çünkü ifade alınırken kendi aleyhine verilecek her türlü yanlış bilgi, mahkeme aşamasında kendisi aleyhine delil olarak karşısına çıkabilecektir. Bu nedenle avukat huzurunda verilen doğru ve hukuka uygun beyanlar, yasal yollardan hak arama mücadelesinde, adil bir yargılanma sürecine katkıda bulunur.                                                                                                      Av. Ali TOPÇU 

Savcılık Aşamasında İfade Alınırken Avukatın Bulunmasının Önemi Read More »

BORÇLUNUN GEÇMİŞ TAPU KAYITLARININ İSTENMESİ KİŞİSEL VERİ KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLEMEZ.

BORÇLUNUN PASİF TAPU KAYITLARININ İSTENMESİ KİŞİSEL VERİ KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLEMEZ. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ E. 2016/59 K. 2016/68 T. 13.10.2016 * BORÇLUNUN PASİF TAŞINMAZ KAYITLARININ SORGULANMASI ( Pasif Tapu Kaydı Sorgulamasın da Ulaşılacak Bilgi Borçlu Adına Daha Önce Kayıtlı Bulunan Taşınmaz Bilgisi Olup Bu Bilginin Bu Taşınmazın Şimdiki Maliki Hakkında Herhangi Bir Bilgi İçermeyeceği/Kaydın Dosyaya Dahil Edilmesinin Herhangi Bir 3. Kişinin Bilgilerinin Dosyaya Yansıması Sonucunu Doğurmayacağı Gibi Borcun Tahsili İçin İmkan Sağlayabileceği – Talebin Reddinin Yerinde Olmadığı/İstinaf Başvurusunun Kısmen Kabulü Gerektiği ) * BORCUN TAHSİLİ İÇİN İMKAN SAĞLANMASI ( Pasif Tapu Kaydı Sorgulamasın da Ulaşılacak Bilgi Borçlu Adına Daha Önce Kayıtlı Bulunan Taşınmaz Bilgisi Olup Bu Bilginin Bu Taşınmazın Şimdiki Maliki Hakkında Herhangi Bir Bilgi İçermeyeceği/Kaydın Dosyaya Dahil Edilmesinin Herhangi Bir 3. Kişinin Bilgilerinin Dosyaya Yansıması Sonucunu Doğurmayacağı – Talebin Reddinin Yerinde Olmadığı/İstinaf Başvurusunun Kısmen Kabulü Gerektiği ) 2709/m. 13, 20 6698/m. 3,5,28 5490/m. 9 ÖZET : Kişinin nüfus kaydının kişisel veri niteliğinde olduğu tartışmasızdır. Kişisel verilerin tamamen veya kısmen elde edilerek kaydedilmesi ise kişisel verilerin işlenmesidir. Kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez. Kişisel verilerin soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenebilmesi ise bu kuralın istisnasıdır. Olayda nüfus kaydına ulaşması ve kaydetmesi istenen kurum icra müdürlüğü olup bu kurumun belirtilen istisnalar arasında sayılan kurumlardan olmadığı açıktır. Yapılacak bir fayda-zarar kıyaslamasında kişisel verilere kolaylıkla ulaşılmasının yaratması muhtemel olan zararlarının sağlaması muhtemel olan yararlarına göre daha fazla ve daha mühim olduğu anlaşılmaktadır. Bu açıklamalar çerçevesinde davacı tarafın icra müdürlüğüne yaptığı borçlunun anne babasını gösterir aile nüfus kaydının sorgulanarak muris tespit edilmesi halinde adına kayıtlı taşınmaz bulunup bulunmadığının sorgulanmasına ilişkin talebi yerinde olmayıp bu talebin reddine ilişkin müdürlük kararı doğrudur. Davacı tarafın diğer talebi ise borçlunun varsa pasif taşınmaz kayıtlarının sorgulanması talebidir. Pasif tapu kaydı sorgulamasın da ulaşılacak bilgi borçlu adına daha önce kayıtlı bulunan taşınmaz bilgisi olup bu bilgi bu taşınmazın şimdiki maliki hakkında herhangi bir bilgi içermeyecektir. Bu nedenle bu kaydın dosyaya dahil edilmesi, borçlu dışındaki herhangi bir 3. kişinin bilgilerinin dosyaya yansıması sonucunu doğurmayacağı gibi borcun tahsili için imkan sağlayabilecektir. O halde bu yöndeki talebin icra müdürlüğünce ve özellikle de dosyanın infazına yarar sağlamayacağı ve borçlu aleyhine delil toplanamayacağı gerekçesi ile reddi yerinde değildir. Davacı tarafın istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile istinafa konu kararın düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekir. DAVA : Manisa 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 11/08/2016 gün 2016/364 Esas – 2016/468 Karar sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi: KARAR : Davacı vekili tarafından Manisa 5. İcra Müdürlüğünün 2016/2488 esas sayılı takibi kapsamında müdürlükçe alınan 24/06/2016 tarihli kararın ortadan kaldırılmasına karar verilmesi talep edilmiştir. CEVAP: Dava icra müdürlüğünün işlemine karşı şikayet davası olup hasımsızdır. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Açılan dava sonucu Manisa 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2016/364-468 E.K. sayılı kararı ile şikayetin reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı taraf istinaf dilekçesinde; 1- Taleplerinde 3. kişilere ait bir sorgu veya malvarlığı araştırması bulunmadığını, sorgulanmasını istedikleri nüfus kaydının borçlunun aile nüfus kaydı olduğunu, bu uygulamanın yaygınlaşmasının kötü niyetli borçlulara imkan sağlayacağını, adli makamların nüfus kayıtlarını almasının mümkün olduğunu, 2- Pasif taşınmazlara ilişkin sorgu işlemlerinin 3. kişilerin temel hak ve hürriyetlerine aykırılık teşkil etmeyeceğini, yapılacak sorguda borçlunun herhangi bir taşınmazını satıp satmadığının tespit edileceğini, satmış ise kime sattığının ve halen kim adına kayıtlı olduğunun tespit edilmeyeceğini, 3- Talebin kabul edilmesinin dosyanın infazına yarar sağlamayacağına ilişkin gerekçenin ise kabul edilmesinin mümkün olmadığını beyan ederek Manisa 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2016/364-468 E.K. sayılı kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE: Davacı alacaklı taraf icra müdürlüğüne sunduğu talebi ile borçlu adına kayıtlı pasif taşınmaz kaydı olup olmadığının sorgulanmasını ve borçlunun anne babasını gösterir aile nüfus kaydının sorgulanarak muris tespit edilmesi halinde adına kayıtlı taşınmaz bulunup bulunmadığının sorgulanmasını talep etmiş, müdürlük bu talebi reddetmiştir. Şikayete konu karar bu karardır. Burada çözülmesi gereken ilk ihtilaf borçlu dışındaki kişilerin nüfus kayıt bilgilerinin takip dosyası kapsamında temin edilerek açığa çıkarılmasının mümkün olup olmadığıdır. Konu ile ilgili mevzuat hükümleri incelendiğinde TC Anayasası madde 13: Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. TC Anayasası madde 20/3: Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 8: 1- Herkes, özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. 2- Bu hakkın kullanımına, yasa/hukuk uyarınca olması ve ulusal güvenlik, kamu emniyeti ya da ülkenin ekonomik refahı, düzensizliğin ya da suçun önlenmesi, sağlığın ya da ahlakın korunması ya da başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin korunması için demokratik toplumda gerekli olması hali istisna olmak üzere, bir kamu makamı tarafından bulunulmayacaktır. Nüfus Hizmetleri Kanunu madde 9: 1- Nüfus kayıtları ve bu kayıtların tutulmasına dayanak olan belgeler gizlidir. Bunlar, yetkili ve sorumlu memurlar ile teftiş ve denetim yetkisi olanlar dışında kimse tarafından görülüp incelenemez. Mahkemeler bu hükmün dışındadır. 2- Nüfus kayıtlarına bu bilgileri işleyen memurlar ve Kimlik Paylaşımı Sistemi kapsamında nüfus kayıtlarından faydalanan diğer görevliler de bu gizliliğe uymak zorundadırlar. Bu yükümlülük, kamu görevlilerinin görevlerinden ayrılmalarından sonra da devam eder. Madde 44: 1- Nüfus kayıt örneklerini; ç) Adlı makamlar, nüfus müdürlüklerinden doğrudan almaya yetkilidirler. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu madde 3/1-d) Kişisel veri: Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi, Madde 3/1-e) Kişisel verilerin işlenmesi: Kişisel verilerin tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hale getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlemi, Madde 5: 1 – Kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez. 2- Aşağıdaki şartlardan birinin varlığı halinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesi mümkündür: a) Kanunlarda açıkça öngörülmesi. b) Fiili imkansızlık nedeniyle

BORÇLUNUN GEÇMİŞ TAPU KAYITLARININ İSTENMESİ KİŞİSEL VERİ KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLEMEZ. Read More »

Haftalık 45 Saatten Fazla Çalışan İşçi, Fazla Mesai Alacağına Hak Kazanır.

HAFTALIK 45 SAATTEN FAZLA ÇALIŞAN İŞÇİ, FAZLA MESAİ ALACAĞINA HAK KAZANIR. T.C.YARGITAYDOKUZUNCU HUKUK DAİRESİ   Esas : 2024/2138 Karar : 2024/4098 Tarih : 04.03.2024   MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (…) Mahkemesi SAYISI : 2012/119 E., 2013/238 K. KARAR : Davanın kısmen kabulü Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Erdek Belediye Başkanlığında sigortalı olarak çalışmakta iken bir başka Kuruma gönderildiğini; ancak davalı tarafça fazla çalışma, hafta tatili, … … ve genel tatil, ikramiye, odun kömür, deri mont, yazlık kışlık kıyafet, yıllık izin ve sendikal ikramiye alacaklarının ödenmediğini iddia ederek bu alacakların davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının toplu … sözleşmelerine dayanarak istemiş olduğu deri mont, odun, kömür, yazlık kışlık kıyafet taleplerinin değerlerinin çok yüksek olduğunu, sendika ikramiyesi, izin alacağı, fazla çalışma alacağı ile … … ve genel tatil ile hafta tatili ücreti alacağı söz konusu olmadığını, talep etmiş olduğu alacaklarda faizin başlangıç tarihinin dava tarihi olması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı işçinin fazla çalışma, hafta tatili ücreti, … … ve genel tatil ücreti, devlet ikramiyesi, deri mont, yazlık kışlık giyecek ve odun kömür alacaklarına hak kazandığı; … sözleşmesi feshedilmeksizin geçiş yapıldığı anlaşıldığından yıllık izin alacağının reddi gerektiği, yine performansa dayalı sendikal ikramiye talebi bakımından performansını değerlendirecek heyetin kurulmadığı ve bu hususta objektif bir veri olmadığı, dolayısıyla bu talebin reddi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; davacının fazla çalışma, hafta tatili ile … … ve genel tatil alacağının bulunmadığını, davacı ile menfaat birliği içinde bulunan davacı tanıklarının beyanına göre karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının fazla çalışma, hafta tatili ile … … ve genel tatil ücreti alacaklarının ispat ve hesaplanmasına ilişkindir. İlgili Hukuk 6100 … Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 … Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası. 4857 … … Kanunu’nun 41, 44, 46, 47, 63 ve 68 inci maddeleri. Değerlendirme Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır. Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda, tarafların tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır. İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirâzı kaydının bulunması hâlinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirâzı kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı hâlde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda ise işçinin ihtirâzı kayıt ileri sürmesi beklenemeyeceğinden, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının her türlü delil ile ispatı mümkündür. Fazla çalışmanın yazılı delil ya da tanıkla ispatı imkân dâhilindedir. İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez. Aynı ispat kuralları, hafta tatili ile … … ve genel tatil günlerindeki çalışmalar bakımından da geçerlidir. Çalışma sürelerinin ispatı noktasında işverene karşı dava açan tanıkların beyanlarına ihtiyatla yaklaşılması gerekir. Fazla çalışma, hafta tatili ile … … ve genel tatil ücreti alacaklarının ispatında salt davacı ile menfaat birliği içinde olan tanık beyanlarıyla sonuca gidilemez. Bununla birlikte başkaca delil ya da olgularla desteklenmesi durumunda davalıya karşı davası olan tanık beyanlarına itibar edilmelidir. Bu çerçevede; işin ve işyerinin özellikleri, davalı tanıklarının anlatımları, … müfettişinin düzenlediği tutanak veya raporlar ve aynı çalışma dönemi ile ilgili olarak söz konusu alacakların varlığına ilişkin kesinleşmiş mahkeme kararları gibi hususlar başkaca delil ya da olgular olarak değerlendirilebilir. Somut uyuşmazlıkta davacı vekili dava dilekçesinde; çalışma şekli, günlük ve haftalık çalışma süresi, hangi hafta tatili ile … … ve genel tatil günlerinde çalıştığına dair herhangi bir beyanda bulunmamıştır. Mahkemece dinlenen davacı tanıklarından A.O.Z.; “…mesai saatleri normalda sabah 8 akşam 5 ti ancak mesai bitimine doğru bir arızalı araç geldiğinde … bitmeden ayrılamazlardı, hafta sonları ve bayramlarda ihtiyaç duyulduğunda çalışırlardı, bayramlarda diğer birimlerdeki çöp toplama v.s araçlar faaliyette bulunduğundan olası arızaların giderilmesi için bir nöbetçi … kademede bırakılırdı. Hafta sonları ve bayramlarda sürekli çalışma durumları yoktu, fazla mesaiye kaldıkları da olurdu” şeklinde, diğer davacı tanığı M.Ö. ise “…sabah 8-akşam 5 saatleri arasında çalışırdık, aynı birimde olmamıza rağmen davacı araçların tamir işinde görevli idi, ihtiyaç duyulduğunda ve çağrıldığımızda hafta sonu ve bayramlarda çalıştığımız olurdu, hafta sonları ve bayramlarda da çalışırdı” şeklinde beyanda bulunmuşlardır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda; davacının haftanın 7 günü günde 8 saat çalıştığı ve toplu … sözleşmesi gereği haftada 40 saati aşan 16 saat fazla çalışması olduğu, davacının tüm … … ve genel tatil günlerinde de çalıştığı kabul edilmiş ve aynı zamanda cumartesi ve pazar günleri için de hafta tatili alacağı hesaplanmıştır. Mahkemece bilirkişi raporu doğrultusunda sözü edilen alacaklar hüküm altına alınmış ise de; varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemiştir. Şöyle ki dinlenen davacı tanıklarının davacının arızalı araç geldiğinde çalıştığını beyan ettikleri, ancak arızalı aracın hangi sıklıkla geldiğine ilişkin hesaplamaya esas bir beyanda bulunmadıkları anlaşılmaktadır. İspat yükünün davacıda olduğu ve dava dilekçesi dâhil dosya kapsamı dikkate alındığında; yöntemince ispatlanamayan fazla çalışma, hafta tatili ile … … ve genel tatil ücreti alacaklarının reddi yerine hüküm altına alınması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.   Av. Ali TOPÇU 

Haftalık 45 Saatten Fazla Çalışan İşçi, Fazla Mesai Alacağına Hak Kazanır. Read More »

Değer Kaybı Tazminatı Nedir? Nasıl Talep Edilir?

DEĞER KAYBI TAZMİNATI NEDİR? NASIL TALEP EDİLİR? DEĞER KAYBI TAZMİNATI  Değer Kaybı Tazminatı Maddi hasarlı trafik kazaları, hem maddi hem de manevi açıdan mağduriyetlere yol açabilmektedir. Kazada kusurlu olan tarafın karşı tarafa maddi hasarı tazmin etmesi yükümlülüğü vardır. Bu tazminat kapsamında sadece onarım masrafları değil, değer kaybı da yer alır. Değer kaybı, kaza sonucu hasar gören aracın, tamir edilse bile kaza öncesi değerine ulaşamaması durumudur. Yani, araç kaza öncesine kıyasla daha az fiyata satılabilmektedir. Bu durum, aracın kaza geçmişine, hasarın boyutuna, kilometre durumuna, model yılına ve piyasa şartlarına bağlı olarak değişmektedir. Değer kaybı tazminatı, kaza mağdurunun uğradığı maddi zararı karşılamayı amaçlamaktadır. Bu tazminat, kaza mağdurunun aracını kaza öncesi değere yakın bir fiyata satabilmesini sağlamaktadır. Zorunlu Trafik Sigortası Trafik kazası sonucunda kusursuz olan, en azından daha az kusurlu olan tarafın maddi taleplerinin karşılanması için kanunen birtakım güvenceler bulunmaktadır. Bunların başında Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası gelmektedir.  Karayolları Trafik Kanunu’ nun 91. Maddesi uyarınca; “İşletenlerin, bu Kanunun 85 inci maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur.”  Kanunda değer kaybı taleplerinin zorunlu trafik sigortası kapsamında değerlendirilip değerlendirelemeyecği noktasında açıklık bulunmamasına rağmen yüksek mahkeme kararlarında değer kaybı tazminatının zorunlu trafik sigortası kapsamında olduğu belirtilmiştir. ”…Trafik kazasından kaynaklanan tazminat davalarında, zarar veren taraf, kusuru oranında, gerçek zarardan sorumlu olur. Zarar verenin aracını Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası ile sigortalayan sigorta şirketi de zarar veren ile birlikte zarar görenin gerçek zararından limiti ile sorumludur. Trafik kazasında zarar gören aracın hasarı onarılsa dahi onarımdan sonra aracın piyasa rayiç satış fiyatında düşüklük oluşacağı gerçeği karşısında, kaza nedeniyle araçta meydana gelen değer kaybı, gerçek zarar içinde değerlendirilir ve bu zarardan hem zarar veren, hem de Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasıcısı sorumludur…” (YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ Esas: 2022/5057Karar: 2022/14185 Tarih: 09.11.2022) Nitekim, zorunlu trafik poliçeleri kapsamında kusurlu olan tarafın, aracı için yaptırdığı trafik sigortasından değer kaybı tazminatları sigorta şirketlerinden talep edilebilecektir. Değer Kaybı Tazminatı Nasıl Talep Edilir?Kaza sonrası; Kaza tutanağı, kazaya ilişkin fotoğraflar, Hasar tespit tutanağı,Tamir faturaları,Aracın rayiç bedelini gösteren ekspertiz raporu ve diğer belgelerle birlikte sigorta şirketinden, kusurlu sürücündendava yoluyla talep edilebilir. Sigorta şirketinden değer kaybı tazminatı:Kasko sigortası yaptırmış olanlar, sigorta şirketlerinden değer kaybı tazminatı talep edebilmektedirler.Sigorta poliçesi ve teminat şartları, tazminat tutarını ve tazminatın hangi durumlarda ödeneceğini belirler.Sigorta şirketleri, değer kaybı tazminatı için ekspertiz raporu talep edebilirler. Kusurlu sürücünden değer kaybı tazminatı:Kasko sigortası yaptırmamış olanlar veya sigorta poliçesinin değer kaybı tazminatını karşılamaması durumunda, kusurlu sürücüden dava yoluyla değer kaybı tazminatı talep edilebilir.Bu davada, bir bilirkişi tarafından aracın değer kaybı tespit edilmesi gerekir. Değer Kaybı Tazminatlarında Dikkat Edilmesi Gereken NoktalarDeğer kaybı tazminatı, kaza mağdurunun uğradığı maddi zararı karşılamayı amaçlamaktadır.Değer kaybı tazminatı, manevi tazminat değildir.Değer kaybı tazminatı için araç rayiç bedelini gösteren bir ekspertiz raporu gereklidir.Değer kaybı tazminatı, kaza tutanağı, hasar tespit tutanağı ve tamir faturaları gibi belgelerle belgelenmelidir.Değer kaybı tazminatı ile ilgili yasal haklarınız konusunda bilgi edinmek için bir avukata danışmanız faydalı olacaktır.   Av. Ali TOPÇU 

Değer Kaybı Tazminatı Nedir? Nasıl Talep Edilir? Read More »

Anlaşmalı Boşanma İle İştirak Nafakası İstenilmemiş Olsa Bile Velayet Hakkı Kendisine Verilen Taraf, Her Zaman Çocuk İçin Karşı Taraftan İştirak Nafakası Talep Edebilir.

Anlaşmalı Boşanma İle İştirak Nafakası İstenilmemiş Olsa Bile Velayet Hakkı Kendisine Verilen Taraf, Her Zaman Çocuk İçin Karşı Taraftan İştirak Nafakası Talep Edebilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2013/19152 E. , 2013/17681 K. Sayılı Kararı: “İçtihat Metni”MAHKEMESİ :ASLİYE …(AİLE) MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. Y A R G I T A Y K A R A R I Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:Davacı dilekçesinde; davalı ile ……….. Asliye … (Aile) Mahkemesinin 2012/156-174 E.K.sayılı ilamı ile anlaşmalı olarak boşandıklarını, müşterek çocuk …………’ın velayetinin kendisine verildiğini ancak nafakaya hükmedilmediğini, boşanmadan sonra şartların değiştiğini, çocuğun ihtiyaçlarının arttığını belirterek müşterek çocuk lehine aylık 300 TL nafakanın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı; ekonomik gücü olmadığından nafaka talebine ilişkin davanın reddini savunmuştur.Mahkemece; boşanma davasında tarafların birbirlerinden nafaka taleplerinin bulunmadığını bildirdikleri, karar tarihi ile nafaka talep tarihi arasında beş aylık kısa bir süre geçtiği ve bu süre içinde tarafların ekonomik durumlarında fark edilir bir değişme olduğunun ispat edilemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından süresinde temyiz edilmiştir.Çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler anne ve baba tarafından karşılanır (TMK nun 327/…. maddesi).Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder (TMK 328/…. maddesi).Küçüğe fiilen bakan ana veya baba, diğerlerine karşı çocuk adına nafaka davası açabilir (TMK.nun 329/…. maddesi).Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de göz önünde bulundurulur (TMK.nun 330/…. maddesi). TMK.nun 182/…. maddesine göre boşanma veya ayrılık vukuunda velayet kendisine verilmeyen eş, küçük çocuğun bakım ve eğitim giderlerine “gücü” oranında katılmak zorundadır. Bu husus kamu düzenine ilişkin olup tarafların iradesine tabi kılınmamıştır. Dolayısıyla boşanma davası sırasında annenin velayeti altında bulunan küçüğün menfaatine aykırı olarak ve henüz tahakkuk etmemiş (doğmamış bir alacaktan) iştirak nafakasından feragati geçersizdir. Feragate ilişkin beyanı, küçüğün ergin olacağı tarihe kadar sürecek olan nafakayı kapsamaz. İştirak nafakası her an doğup işleyen haklardandır.Bu nedenle, anlaşmalı boşanma ile iştirak nafakası istenilmemiş olsa bile sonradan bu istem gündeme getirilebilir. Buna göre, velayet hakkı kendisine verilen taraf her zaman için karşı taraftan iştirak nafakası talep edebilecektir.O halde mahkemece; tarafların tespit edilen sosyal ve ekonomik durumları, küçüğün yaş, eğitim ve bakım giderleri dikkate alınarak “hakkaniyet” ölçüsünde nafaka takdir edilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, ……..2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.   Av. Ali TOPÇU 

Anlaşmalı Boşanma İle İştirak Nafakası İstenilmemiş Olsa Bile Velayet Hakkı Kendisine Verilen Taraf, Her Zaman Çocuk İçin Karşı Taraftan İştirak Nafakası Talep Edebilir. Read More »

KİRA BEDELİNİN ÖDENMEMESİ HALİNDE KİRACININ İLAMSIZ İCRA MARİFETİYLE TAHLİYESİ

KİRA BEDELİNİ ÖDENMEMESİ HALİNDE KİRACININ İLAMSIZ İCRA MARİFETİYLE TAHLİYESİ A) Genel Olarak Kirayaveren ve kiracı; karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanıyla bir kira sözleşmesi gerçekleştirir. Bu bağlamda akdedilen kira sözleşmesi sözlü olabileceği gibi yazılı olarak da gerçekleştirilebilir. Tarafların kurduğu bu kira ilişkisinde taraflar birbirinden, dürüstlük kuralına uygun olarak sözleşme ile kendilerine yüklenen edimleri yerine getirmelidir. Bu edimler şu şekildedir: Kira sözleşmesi ile kiraya verene kiralananı belirlenen tarihte ve şekilde kiracıya teslim etmesi, kiracının ise bu sözleşme kapsamında kira bedelini ödeme borcu gündeme gelecektir. İşte bu noktada kiraya verenin teslim yükümlülüğünü yerine getirmesi ancak kiracının hiç veya gereği gibi kira bedelini ödememesi durumunda, kiraya veren kiracının tahliyesini talep edebilecektir. İşte bu noktada tahliye yollarından biri de ilamsız icra yoluyla tahliyedir. B) İlamsız İcra Yoluyla Kiracının Tahliyesi Kiracının kira bedelinin vadesinde ödememesi üzerine kiraya veren, İcra ve İflas Kanunu (İİK) m.269-269/d hükümleri çerçevesinde kira bedelinin ödenmemesi sebebine dayanarak ilamsız tahliye yoluna başvurma hakkına sahiptir. Bu takip yolu kendine özgü olup genel haciz yoluyla takipten farklı olarak, takibin kesinleşmesinden sonra ödenmeyen kira bedellerinin tahsili amacıyla yürütülecek hacizle beraber kiracının tahliye edilmesine ilişkin prosedür de işletilecektir. Kiracının kiralanandan tahliyesi, kiracının icra dairesi tarafından gönderilen ödeme emrine itiraz etmemesi ve etmesi ihtimaline göre farklı usul ve yöntemlere tabidir.  a) Kiracının Ödeme Emrine İtiraz Etmemesi Halinde Tahliye Bu kapsamda, öncelikle kiraya verenin varsa yazılı kira sözleşmesine eklemek suretiyle icra dairesinden uygulamada ”Örnek-13” şeklinde belirtilen takip yolu ile takip talebini icra dairesine  iletmesi gerekmektedir. İcra dairesi bu talep doğrultusunda borçlu kiracıya, kira bedelini ödemesi için ödeme emrini tebliğ eder. Bu tebliğ üzerine borçlu, yedi gün içinde, itiraz sebeplerini  İcra ve İflas Kanunu 62 nci madde hükümleri dahilinde icra dairesine bildirmeye mecburdur.Borçlu itirazında, kira akdini ve varsa buna ait mukavelenamedeki imzasını açık ve kesin olarak reddetmezse, akdi kabul etmiş sayılır. Kiracının borca yedi günlük yasal süre içerisinde itiraz etmemesi durumunda takip kesinleşir. Kira bedelinin süresinde ödenmemesi sebebiyle tahliye şartlarının gerçekleşmesi için yedi günlük sürenin geçmesi yetmemektedir.Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 315’te “Kiracı, kiralananın tesliminden sonra muaccel olan kira bedelini veya yan gideri ödeme borcunu ifa etmezse, kiraya veren kiracıya yazılı olarak bir süre verip, bu sürede de ifa etmeme durumunda, sözleşmeyi feshedeceğini bildirebilir. Kiracıya verilecek süre en az on gün, konut ve çatılı işyeri kiralarında ise en az otuz gündür. Bu süre, kiracıya yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren işlemeye başlar.” hükmü düzenlenmiştir. Bu hüküm çerçevesinde ödeme emrinin borçlu kiracıya tebliği ile kiracının normal kiralarda 10 gün, konut ve çatılı iş yeri kiralarında 30 gün içerisinde kira borcunu ödemesi gerekmektedir. Ürün kiralarında ise borçlu kiracının kira borcunu ödemesi için verilen süre TBK m. 362’de belirtildiği üzere en az 60 gündür. Kiracının ödeme emrinin tebliğinden itibaren yukarıda belirtilen ödeme süreleri içerisinde kira bedelini ödemesi halinde tahliye davası açılamaz. Ancak kiracının ödeme emrinin tebliği sonrası yukarıda belirtilen ödeme süreleri içerisinde kiracının kira bedelini ödememesi halinde kiracı aleyhine haciz işlemlerine başlanabilecek ayrıca icra mahkemesinde dava açmak suretiyle kiracının tahliyesi istenebilecektir.  b) Kiracının Ödeme Emrine İtiraz Etmesi Halinde Tahliye Kiracı, ödeme emrinin tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde ödeme emrine itiraz edebilir. Bu durumda kiracının itirazı üzerine takip durur, kiracı aleyhine haciz işlemlerine girişilemez. (Kiracının bu itirazın haklı veya haksız olması takibin durması bakımından önemli değildir.) Yine bu ihtimalde de yukarıda belirtilen Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 315’te belirtilen ödeme süreleri beklenmelidir. Bu süre içerisinde kiracı, kira bedelini öderse tahliye davası açılamaz. Ancak belirtilen süre içerisinde kiracı tarafından herhangi bir ödeme yapılmaz ise kirayaveren, kira bedelinin ödenmesi ve kiracının kiralanandan tahliyesi için dava açabilecektir.  Sonuç  Kiracının kira bedelini ödememesi nedeniyle ilamsız icra yoluyla tahliyesini talep etmek mümkündür. İcra dairesince ödeme emrinin tebliğinden itibaren borçlu kiracının yedi günlük süre içerisinde ödeme emrine itiraz etmemesi halinde kirayaveren; Türk Borçlar Kanununda belirtilen ödeme süresi içerisinde ödenmesini bekleyecek, belirtilen süre içerisinde ödenmemesi halinde kiracı aleyhine kira bedelinin tahsili için haciz işlemlerine başlanabilecek ve tahliye davası açılabilecektir. Ancak kiracının icra dairesince gönderilen ödeme emrinin tebliğinden itibaren borçlu kiracının yedi günlük süre içerisinde ödeme emrine itiraz etmesi halinde kiracının itirazı üzerine takip duracak ve kirayaveren Türk Borçlar Kanununda belirtilen ödeme süresi içerisinde ödenmesini bekleyecek, belirtilen süre içerisinde kira bedelinin ödenmemesi halinde kiracı aleyhine kira bedelinin tahsili ve kiracının kiralanandan tahliye için dava açılabilecektir. Av. Ali TOPÇU Yasal Uyarı: Bu bilgiler genel bilgi verme amaçlıdır ve yasal tavsiye niteliği taşımamaktadır. Herhangi bir yasal işlem yapmadan önce bir avukata danışmanız tavsiye edilir.    

KİRA BEDELİNİN ÖDENMEMESİ HALİNDE KİRACININ İLAMSIZ İCRA MARİFETİYLE TAHLİYESİ Read More »

Kıdem Tazminatının Hesabında Giydirilmiş Ücret Dikkate Alınır

KIDEM TAZMİNATININ HESABINDA GİYDİRİLMİŞ ÜCRET DİKKATE ALINIR Yargıtay 22. Hukuk Dairesi         2017/17885 E.  ,  2018/24841 K. MAHKEMESİ :İş MahkemesiDAVA TÜRÜ : ALACAK Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılardan Sağlık Bakanlığı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı, davalı idarenin alt işverenlerinde aralıksız olarak çalıştığını, iş akdinin son alt işveren şirket tarafından ihale haksız ve geçersiz şekilde feshedildiğini bildirerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile yıllık izin ücreti alacaklarının tahsilini talep etmiştir.Davalılar, davanın reddini istemiştir.Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.Kararı kanuni süresi içinde davalı … vekili temyiz etmiştir.1- Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalı Bakanlığın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,2- Kıdem tazminatı hesabında dikkate alınması gereken ücret noktasında taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur.Kıdem tazminatı hesabında esas alınacak ücret, işçinin son ücretidir. Başka bir anlatımla, iş sözleşmesinin feshedildiği anda geçerli olan ücrettir. İhbar öneli tanınmak suretiyle yapılan fesihte önelin bittiği tarihte fesih gerçekleştiğinden, önelin bittiği tarihteki ücret esas alınmalıdır. Bildirim öneli tanınmaksızın ve ihbar tazminatı da ödenmeden (tam olarak ödenmeden) işverence yapılan fesih durumunda ise, bildirim öneli sonuna kadar işyerinde uygulamaya konulan ücret artışından, iş sözleşmesi feshedilen işçinin de yararlanması ve tazminatının bu artan ücret esas alınarak hesaplanması gerekir.Kıdem tazminatı hesabında dikkate alınması gereken ücret, işçinin brüt ücretidir. O halde, kıdem tazminatı, işçinin fiilen eline geçen ücreti üzerinden değil, sigorta primi, vergi sendika aidatı gibi kesintiler yapılmaksızın belirlenen brüt ücret göz önünde tutularak hesaplanır.Kıdem tazminatına esas alınacak olan ücretin tespitinde 4857 sayılı İş Kanununun 32 nci maddesinde sözü edilen asıl ücrete ek olarak işçiye sağlanan para veya para ile ölçülebilen menfaatler göz önünde tutulur. Buna göre ikramiye, devamlılık arz eden prim, yakacak yardımı, giyecek yardımı, kira, aydınlatma, servis yardımı, yemek yardımı ve benzeri ödemeler kıdem tazminatı hesabında dikkate alınır. İşçiye sağlanan özel sağlık sigortası yardımı ya da hayat sigortası pirim ödemeleri de para ile ölçülebilen menfaatler kavramına dahil olup, tazminata esas ücrete eklenmelidir. Satış rakamları ya da başkaca verilere göre hesaplanan pirim değişkenlik gösterse de, kıdem tazminatı hesabında genişletilmiş ücret kavramı içinde değerlendirilmelidir.Somut olayda davacının kıdem tazminatına esas giydirilmiş ücreti hesaplanırken, çıplak ücrete yemek ücreti olarak takdiren günlük 6,00 TL yansıtılmıştır. Oysa davacı, resmi kurum olan asıl işveren Sağlık Bakanlığı nezdinde çalışıyor olup, bu kurumda yemek ihale yoluyla satın alınmaktadır. Davalı vekili tarafından, bilirkişi raporuna giydirilmiş ücret hesabı yönünden itiraz edildiği ve dilekçe ekinde sunulan hizmet alım ihalesi uyarınca bir öğün yemek bedelinin 3,32 TL olduğu anlaşılmakla giydirilmiş ücret hesabının bu bedel üzerinden hesaplanması gerekir iken Mahkemece bu husus gözetilmeksizin kıdem tazminatına esas giydirilmiş ücretin hatalı olarak hesaplanması doğru olmayıp bozma nedenidir.SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, Sağlık Bakanlığı harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, 19.11.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi. Av. Ali TOPÇU

Kıdem Tazminatının Hesabında Giydirilmiş Ücret Dikkate Alınır Read More »

Kira Sözleşmelerinde Edim Dengesinin Bozulması ve Ekonomik Koşullara Uyarlama Hakkı

Kira Sözleşmelerinde Edim Dengesinin Bozulması ve Ekonomik Koşullara Uyarlama Hakkı T.C. YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2020/2910 K. 2020/6680 T. 17.11.2020 ÖZET : Dava, kira bedelinin uyarlanması istemine ilişkindir. Taraflar arasında geçerli kabul edilen kira sözleşmesi 15.05.2004 başlangıç tarihli ve 15 yıl gibi uzun süreli olup kiraya veren davacı, 15.05.2015 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere değişen hal ve şartlara göre kira bedelinin uyarlanmasını talep etmiştir. Uzun süreli kira sözleşmelerinde edimler arasındaki dengenin aşırı bozulması ve sözleşmenin taraflar açısından çekilmez hale gelmesi halinde kira parasının günün ekonomik koşullarına uyarlanması için her zaman uyarlama davası açılabilir. O halde Mahkemece yapılacak iş; az yukarıda açıklanan uyarlama davalarında uygulanması gereken ilke ve esaslar, belirtildiği şekilde tek tek ortaya konulmalı ve konularında uzman üç kişilik bilirkişi kurulundan, tüm bu veriler, kiralananın niteliği, kullanma alanı, konumu, bölgedeki kira parasını da etkileyecek normalin üstündeki imar ve ticaret değişiklikleri, emsal kira paraları, vergi ve amortisman giderlerindeki artışlar, döviz kurlarındaki ani ve aşırı iniş ve çıkışlar ile ülkeyi sarsan ciddi ekonomik kriz veya deprem, sel, yangın, salgın hastalık gibi mücbir sebep sayılan doğal afetlere bağlı ödeme esaslarının yeniden düzenlenmesini gerektirecek olayların varlığı araştırılıp değerlendirilmek suretiyle bir rapor alınmalı ve hasıl olacak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile kira bedelinin tespitine yönelik karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. DAVA : Taraflar arasındaki uyarlama davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: KARAR : Davacı, cebri icra yoluyla 160.000 TL karşılığı satın alarak dava konusu taşınmazın maliki olduğunu, cebri icra işlemleri devam ederken … ile …’in dava dışı … Süpermarketleri Tic.A.Ş. ile 01.06.2007 başlangıç tarihli 15 yıl süreli aylık 1.850 TL bedelli kira sözleşmesi yaptıklarını, bir süre sonra sözleşmenin davalı …Ş.’ne devredildiğini, taraflar arasında yürürlükte olan kira sözleşmesinin 01.06.2007 yılında akdedilmiş olup aradan 7 sene 6 ay geçtiğini ve sözleşmenin bitmesine 8 sene kaldığını ancak ödenen 3.000 TL kiranın emsallere göre çok düşük olduğunu oysaki mecurun bulunduğu yerde gayrimenkul kira değerlerinin büyük artış gösterdiğini belirterek kira bedelinin aylık 6.000 TL olarak uyarlanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı, uyarlama koşullarının oluşmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece; davanın kabulü ile dava tarihinden itibaren aylık kira bedelinin 6.400 TL net, 8.000 TL brüt olarak tespitine dair verilen hükmün, Dairemizin 02.05.2019 tarih ve 2017/6576 E.-2019/4030 K.sayılı ilamı ile; uyarlama şartlarının varlığı araştırılıp değerlendirilmek suretiyle bir rapor alınması ve hasıl olacak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde kira bedelinin tespitine yönelik karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu; öte yandan mahkemenin ıslah dilekçesine değer vererek aylık kira parasını bilirkişi raporu ve ıslah talebi doğrultusunda tespit etmesinin de hatalı bulunduğu gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece; bozma ilamına uyma kararı verilerek yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulü ile dava tarihinden itibaren aylık kira bedelinin brüt 6.000 TL olarak tespitine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-Kural olarak bozma kararına uyan mahkeme, artık bozma kararı gereğince işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır. Çünkü, mahkemenin bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli müktesep (kazanılmış) hak doğmuştur. Bu kazanılmış hak yeni bir hükümle ortadan kaldırılamaz. Bozulan bir hükmün, bozma sebepleri dışında kalan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uyan mahkeme, bozma kararının kapsamı dışında kalmış olması nedeniyle; kesinleşen kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Zira, kesinleşmiş olan kısımlar, lehine olan taraf yararına bir usulü müktesep hak teşkil eder. Mahkemece bozma ilamına uyulduğu halde gereği yerine getirilmemiş, bozmaya uygun karar verilmemiştir. Şöyle ki; Dairece uyarlama davalarında uygulanması gereken kurallar belirtilerek bunların tek tek ortaya konulması ve tüm bu veriler, kiralananın niteliği, kullanma alanı, konumu, bölgedeki kira parasını da etkileyecek normalin üstündeki imar ve ticaret değişiklikleri, emsal kira paraları, vergi ve amortisman giderlerindeki artışlar, döviz kurlarındaki ani ve aşırı iniş ve çıkışlar ile ülkeyi sarsan ciddi ekonomik kriz veya doğal afetlere bağlı ödeme esaslarının yeniden düzenlenmesini gerektirecek olayların varlığı araştırılıp değerlendirilmesi suretiyle konularında uzman üç kişilik bilirkişi kurulundan bir rapor alınarak hasıl olacak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde kira bedelinin tespitine yönelik karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu; öte yandan mahkemenin ıslah dilekçesine değer vererek aylık kira parasını bilirkişi raporu ve ıslah talebi doğrultusunda tespit etmesinin de hatalı bulunduğu gerekçesiyle karar bozulmuştur. Mahkemece, bilirkişi raporunun karar vermeye elverişsiz olduğu, uyarlama koşulları üzerinde durulmadığı ve belirtilen hususları içerir şekilde bilirkişi raporu alınması gerektiği işaret edilen bozma ilamına uyulmasına rağmen bozma gereği inceleme yapılmamış, bozma ilamı yalnızca ıslah talebine ilişkin verilmiş gibi değerlendirilerek, usulüne uygun bilirkişi raporu alınmaksızın karar verilmiştir. Hukukumuzda sözleşmeye bağlılık (Ahde Vefa-Pacta Sund Servanda ) ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiştir. Bu ilkelere göre, sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Eş söyleyişle, sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa bile, borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir. Sözleşmeye bağlılık ilkesi, hukuki güvenlik, doğruluk, dürüstlük kuralının bir gereği olarak sözleşme hukukunun temel ilkesini oluşturmaktadır. Ancak bu ilke özel hukukun diğer ilkeleriyle sınırlandırılmıştır. Türk hukukunda da öteden beri MK.nun 2 ve 4. maddesinden de esinlenilerek, hem Clausula Rebus Sic Stantibus ilkesi, hem de İşlem Temelinin Çökmesi Kuramı uygulanmak suretiyle, uyarlanma davalarının görülebilir olduğu benimsenmiştir. Yargıtay tarafından benimsenen ve sözleşmeye bağlılık ilkesinin istinasını oluşturan, uyarlama davası 6098 Sayılı TBK’nun yasalaştırılması sırasında da benimsenerek, 6098 Sayılı Yasanın 138. maddesinde “Aşırı İfa Güçlüğü” madde başlığı altında, “Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.” şeklinde düzenlenerek mevzuatımıza girmiştir. İlgi maddenin gerekçesinde de “Bu yeni düzenleme, öğreti ve uygulamada sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesinin istisnalarından biri olarak kabul edilen, “işlem temelinin çökmesi”ne ilişkindir. İmkânsızlık kavramından farklı olan aşırı ifa güçlüğüne

Kira Sözleşmelerinde Edim Dengesinin Bozulması ve Ekonomik Koşullara Uyarlama Hakkı Read More »

ANONİM ŞİRKETLERDE AVUKAT BULUNDURMA ZORUNLULUĞU

ANONİM ŞİRKETLERDE AVUKAT BULUNDURMA ZORUNLULUĞU ANONİM ŞİRKET NEDİR  Anonim şirket, sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan, borçlarından dolayı yalnız malvarlığıyla sorumlu bulunan şirkettir. Anonim şirketin pay sahipleri, sadece taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile ve şirkete karşı sorumludur. Anonim şirketler, kanunen yasaklanmamış her türlü ekonomik amaç ve konular için kurulabilir. Bu şirketlerin sermayeleri en az elli bin Türk Lirasından (50.000 TL) ve sermayenin artırılmasında yönetim kuruluna tanınmış yetki tavanını gösteren kayıtlı sermaye sistemini kabul etmiş bulunan halka açık olmayan anonim şirketlerde başlangıç sermayesi yüz bin Türk Lirasından (100.000 TL) aşağı olamaz.  ANONİM ŞİRKETLERİN YÜKÜMLÜLÜKLERİ  Anonim şirket bünyesinde ticaret yapmak isteyen kişiler açısından pek çok yükümlülük mevcuttur. Bunlara TTK uyarınca anonim şirket esas sermayesinin en az elli bin Türk Lirası (50.000 TL) olması, her faaliyet dönemi sonunda genel kurul yapılması, kuruluş sürecinde bakanlıktan izni alınan anonim şirketlerin genel kurul toplantılarında Bakanlık temsilcisi (hükümet komiseri) çağırma zorunluluğu, şirket hesaplarının profesyonel olarak bağımsız (dış) denetime konu olması, internet sitesi oluşturma yükümlülüğü örnek verilebilir. Bunların dışında anonim şirketlerin bir diğer önemli yükümlülüğü de sözleşmeli avukat bulundurma yükümlülüğüdür.   ANONİM ŞİRKETLERİN AVUKAT BULUNDURMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ  Avukatlık Kanunu’nun 35. Maddesine göre esas sermayesi 250.000,00 TL ve üstü olan anonim şirketlerin avukat bulundurma zorunluluğu vardır. Avukatlık Kanunu Yönetmeliğine göre bu yükümlülüğü yerine getirmeyen anonim şirketler Cumhuriyet Başsavcılığının re ’sen harekete geçmesinin yanısıra merkezlerinin bulunduğu yer barosu tarafından takip edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulacağı ve Baro Başkanlığı’nın bu konudaki çalışmaların sonuçlarını sözleşmeye taraf olan avukatları da içeren bir rapor ile her yıl sonunda Türkiye Barolar Birliği’ne bildirileceği ifade edilmiştir. Bu sebeple barolar belirli dönemlerde avukat bulundurma yükümlüsü şirketlere uyarı yazısı göndermektedir. Anonim şirketler kendilerine tebliğ edilen bu yazıya tebliğ tarihinden itibaren on (10) gün içerisinde cevap vermekle yükümlüdür. Anonim şirketler avukat bulunduruyor ise cevap yazılarında ilgili avukatın ücret ödemelerini gösteren serbest meslek makbuzu ödeme belgesi örneklerini, avukat sigortalı olarak çalıştırılıyor ise avukatın istenilen yıla ilişkin maaş bordroları örneklerini ilgili Baro Başkanlığı’na sunmaları gerekmektedir.   ANONİM ŞİRKETLERDE VEKİL BULUNDURMA ZORUNLULUĞUNUN CEZASI  Avukatlık Kanunu’nun 35. Maddesinde avukat bulundurma yükümlülüğünün yanında bu yükümlülüğü ihlalin yaptırımı düzenlenmiştir. Bu maddeye göre bünyesinde avukat bulundurmayan anonim şirketler Cumhuriyet Savcısı tarafından sözleşmeli avukat tayin etmedikleri her ay için sanayi sektöründe çalışan on altı yaşından büyük işçiler için suç tarihinde yürürlükte bulunan, asgarî ücretin iki aylık brüt tutarı kadar idarî para cezası verileceği öngörülmüştür. Buna göre bir anonim şirket bu yükümlülüğe uymadığı takdirde idari para cezasıyla karşı karşıya kalacaktır.    AVUKAT İLE YAPILACAK SÖZLEŞME NASIL OLMALIDIR  Anonim şirketlerde avukat bulundurma yükümlülüğü kapsamında avukat ile yapılacak sözleşmede bulunması gereken hükümler Avukatlık Kanunu Yönetmeliği’nin 73. Maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre yapılacak olan sözleşme Avukatlık Kanunu’na ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine uygun ve yazılı bir şekilde düzenlenmelidir. Yapılacak olan sözleşmenin taraf sayısından bir fazla olacak şekilde düzenlenmesi gerekip birer nüshasının taraflara bir nüshasını ise avukatın kayıtlı olduğu baroya gönderilmelidir. Sözleşmenin içeriğinde iş sahibinin adı, soyadı, mesleki ya da ticari unvanı, adresi, vergi/T.C. kimlik numarası, Avukatın/avukatlık bürosunun/avukatlık ortaklığının adı, soyadı, unvanı, vergi/T.C. kimlik numarası, işin tanımı, Avukatlık ücreti ve ücretin nasıl ödeneceği, sözleşme hükümlerinin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi değişikliklerine göre uyarlanacağı, sözleşmenin süresi, sözleşmenin sona erme koşulları, işin harç ve giderlerinin iş sahibine ait olduğu, bunların peşin olarak ya da avukatın ilk talebinde derhal ödenmesi gerektiği, sözleşmede yazılı adresin avukatın bu konudaki taleplerini ileteceği adres olduğu, bu adrese yapılan tebligatların iş sahibine yapılmış sayılacağının yer alması gerekmektedir.    Av. Ali TOPÇU 

ANONİM ŞİRKETLERDE AVUKAT BULUNDURMA ZORUNLULUĞU Read More »